ASDER fahri başkanımız, emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi paşam sağolsun. Ufka bakabilen, günün ya da gündemin buğulu atmosferini aralayıp ileriyi görmemizi sağlayan değerli fikirleriyle her zaman müstefid oluyoruz. Geçenlerde bir gazeteye verdiği mülakatta EMASYA konusuna da değinmiş, kaldırılmasının yetmediğini ortada MGSB (Millî Güvenlik Siyaset Belgesi)’nin mündericâtındaki saçmalıklar ile hálâ durduğunu belirtip “Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nden irticanın bir tehdit olarak tanımlanmasına son vermek gerekir. Zira bu belgede inancın nereye kadar temel bir hak olduğu nereye kadar ise irtica tehdidi içerdiği belirlenmiş değil. Dolayısıyla inancı ve dini tehdit olarak görmek ve (dindar) fertleri potansiyel birer tehlike olarak algılamak, problemin esas kaynağını teşkil etmektedir. Bizce kaldırılan EMASYA protokolü hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Esas olan Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde yer alan bu gibi yanlış tehdit algılarının bertaraf edilmesidir..” demişti.
İrtica nedir, ne değildir?
İrtica kısaca geriye gitmek. Rücu kökenli bir tâbir. Geri dönmek. Ric’at etmek. Eski hayat tarzına dönmek... Nostalji değil. Yani eski vatanını, eski adetlerini özlemek değil irtica. Resmen gericilik, çağın zıddına gitmek, terakkiye mani düşünceler sahibi olmak... Pekâlâ bu menhus (uğursuz, kötü) tâbir ile İslâm ve müslüman arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? El cevap, şöyle kurulur:
Kırmızı görmüş boğa gibi hattâ ondan da kötü bir hırsla İslâm denince hele hele Sünnî İslâm denilince tüyleri diken diken olup saldırıya geçen bir acaib ruh haletinde iseniz bu ilişkiyi kurar; aka kara, karaya ak dersiniz. Namuslu kadına orospu denilmesi ne kadar kerihtir (iğrençtir, nefrete muciptir) ama bu kadar şerefsizce bir iftirayı atanlar her devirde olmuştur.
Adam harama el uzatmaz, helal lokma yemek için her türlü zilleti göze alır ama siz ona hırsız der, en iğrenç bir iftiranın lekesini sürersiniz. Başka bir herif ise, şerefsizin tekidir, tek lokma helal rızkı yoktur, hırsızlık yapmak, yalan, rüşvet, namusa tasallut ne kadar kötü sıfat varsa şahsında içtima etmiştir ama bu adama da pir-ü pak bir izzet-ü ikbal verilir. Tersinden aynı şeydir bu da.
Günümüzde bazı menhus ve menfur gayretlerin neticesinde; insanlığın yegane kurtuluş reçetesi olan, şemsiyesi altına giren en nádân insanların dahi âlim olmasını sağlayan, bedeviyi medenî yapan, kız çocuğunu diri diri gömenleri adaletin «faruk»u yapan, elleriyle yaptığı helvaya ya da taşlara tapanları, kâinatın yegane yaratıcısı ve hákim-i mutlak olan Allah’a taptıran, haram ile helal arasına Çin Seddi’nden büyük engel koyan, namus ve şerefi baştacı, namussuzluğu ise yatakla sınırlandırmayıp bakışlara kadar büyüten bir ilahî ve hak dini İRTİCA OLARAK DAMGALADILAR!...
Modern putperestlik milliyetçilik oldu, vatanseverlik oldu, ilkeler oldu... Bundan alâ tersyüz etme, bundan alâ müfterilik ve rezillik olur mu? Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana / Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana...
Evet böyle bir irtica tanımı yapılmış, namussuzlar namuslu, şerefsizler şerefli, mübarek insanlar, hamiyyet sahibi helal yiyen muhafazakâr ve mütedeyyin insanlar ise tehdit, tehlike olarak görülmüşlerdir. Bu kötü tersyüzü yapanların CAMİ BOMBALAMAK dahil her türlü melaneti yapabileceklerini söylemenin neresi yanlış? Evet, “Allah, Allah diyerek taarruz eden bir ordu cami bombalamaz..” El hak doğru. Fakat bu ordu eratına Allah Allah diyerek taaruz etmeyi talimatnamesine koymuş, buna karşılık cami bombalamayı dahi planlayacak kadar alçak ve hain olan bazı mihrakların tanımladığı bir “İRTİCA TEHLİKESİ”ni de subay ve astsubaylarına sicil verme kriterlerine koymuş, hattâ onları YAŞ kararlarıyla ihraç etmeye kadar işi ileriye götürebilmiştir. Dahası Adnan paşamın da belirttiği gibi son derece stratejik bir mutabakat ve planlama zemini olarak düşünülmesi gereken “Millî Güvenlik Siyaset Belgesi”ne dahi bu menhus anlayışı almışlar, İslâm ile irticayı hemen her yerde özdeş kavramlar gibi kullanmışlardır.
Bu anlayış ve uygulamalara her itiraz edildiğinde verilen cevaplar standarttır ama “standart yalanlar”dır, münafıkçadır: “Benim de anam başörtülü, biz İslâm düşmanı olur muyuz, biz de müslümanız... vs.” Başörtüsü ile neden orduevindeki (Tahsin Şahinkaya resepsiyonuna) katıldığımızı sorgulayan (o günün 1. Taktik Hava Kuvvet Komutanı, sonra Hava Kuvvetleri Komutanlığı da yaptı...) Korg. Cemil Çuha da bana “ben Kur'ân’dan 19 cüz ezbere biliyordum” dedi. “Şimdi unuttunuz mu komutanım?” diyemedim. Zaten gerek de yoktu.. Suçlamalarına başlarken girizgah olarak “Biz de müslümanız ama...” diyerek devam eden klasik bir konuşma yapmıştı. Onlar da müslümandılar ama namaz kılmazdılar, gençliklerinde Kur'ân okumuşlardı ama şimdi okumazlar, içki içerler ve hanımlarını balolara dekolte kıyafetlerle götürür, plajlarda kefen bezine mahrem yerlerini dahi açtırırlardı... Binaenaleyh bizler mürteci onlar çağdaş ve modern idiler...
MGSB öyle bir ucube haline gelmiştir ki, gizli KIRMIZI ANAYASA (mevcut vesayet anayasasının da perde arkasındaki gizli kök anayasa, ideoloji, zihniyet...) ortaya alenen sürülemediği için onun gölgesi olarak vazife görüyor...
Evet, EMASYA’nın kaldırılması yetmez. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi de KIRMIZI ANAYASA (gölge anayasa) olarak vazife görmekten kurtarılmalı. Fatih Çekirge’nin dediği gibi eğer samimilerse (“Başbuğ Açılımı” diyor Çekirge) Askere “Cumhuriyeti Koruma ve Kollama” yetkisi veren abuk İç Hizmet maddesi de kaldırılmalı. “Millî Siyaset Belgesi’ne iç tehdit olarak komünizm ya da irtica yazılır. Üstelik Millî Güvenlik Kurulu’nda yazılır. Yani Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yasal dayanak oluşur. Sonra irticanın ya da ayrılıkçı terörün cumhuriyeti tehdit ettiğini söyleyip 35’inci maddeye göre muhtırayı yayınlarsınız... Sorun ve sıkıntı işte buradadır. ...Bu açıdan bakınca Org. İlker Başbuğ çok zor bir dönemde, gitmesine çok az bir süre kala çok önemli bir şey yapıyor. Bu bir açılımdır. Demokrasi açısından alkışlanacak bir gelişmedir...” (“Başbuğ’un en kritik cevabı” – Hürriyet)
Adnan Tanrıverdi paşam da, Emine hanımın engellenen başörtülü GATA ziyareti meselesinde şöyle diyor: “Sayın Genelkurmay Başkanı yapmış olduğu açıklamada bunu özel ve istisnaî bir durum olarak nitelemiştir. (...) Yani bu açıklamadan, bundan sonra başörtülüler askerî kurum ve kuruluşlara özgürce girebilecek şeklinde bir anlam çıkarmak mümkün değil ne yazık ki. (...) bu belgede inancın nereye kadar temel bir hak olduğu, nereye kadar ise irtica tehdidi içerdiği belirlenmiş değil. Dolayısıyla inancı ve dini tehdit olarak görmek ve dindar fertleri potansiyel birer tehlike olarak algılamak, problemin esas kaynağını teşkil etmektedir. Bizce kaldırılan EMASYA protokolü hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Esas olan Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde yer alan bu gibi yanlış tehdit algılarının bertaraf edilmesidir.”
Türkiye bu yolda (merhum Özal’ın başlattığı ve Tayyip Erdoğan’ın devam ettirdiği sivilleşme yolunda) ısrarlı olmalı, DTÖ (Derin Terör Örgütü, Erg...) türü yapılanmaları çözüp yok etmeli, TSK ve değerli komutanları da ordumuza itibar kaybettiren DARBECİLİK ZİHNİYETİ’nden orduyu temizleyerek Avrupa ve Asya’nın en güçlü ordusu haline getirmelidirler TSK’ni...
Başbakan yahut bir bakan eşi için geçerli olan hak nasıl olur da benim eşim için, bacım için benim necip milletimin muhterem anaları için geçerli olmaz? Adalet duygusunu hangi kozmik odaya sakladınız? Şehid anasının elini öpüyor ama onu orduevinize sokmuyor, hastahanenize ziyaretçi olarak dahi almıyorsunuz... Siz paşaları bu milletin anaları doğurmadı mı? Gökten zenbille mi indiniz yoksa? Nedir bu çağdışı irticaî zihniyetinizin ardındaki sır? Mezhep taassubu mu, dinsizlik cereyanı mı, modernleşme gayretinin yanlış bir tezahürü mü? açıkça söyleyin de millet bilsin.
İrtica gibi muallak ve muğlak ifadelerin tıpkı «lâiklik» gibi net bir tanımı yapılamıyor. Lâiklik seküler, lâdini (dinsiz) bir yaşam değildir. Batı standartlarında (ki tâbirin menşei Batı olduğuna göre Batı’daki aslı esas olmalı) anlaşılıp uygulansa bizler için de hiçbir sorun olmayacak. Batı’da kimseye kılık kıyafeti yüzünden üniversite veya bazı kamu kurum ve kuruluşları yasaklanmıyor. Batıda din özgürlüğü sonuna kadar var. Batı’da devlet dini değil, millet dini anlayışı var. O yüzden de artık ruhbanlık bile bitiyor o diyarlarda...
Belçika Hristiyan bir Batı ülkesi ama ordusunda sakallı, hac yapıp gelmiş namazında niyasında üst rütbeli müslüman subaylar bile var. ABD ordusu ha keza... Bugün için belki (kesin değil bir rivayet sadece) Başkan Barack Obama dinini gizliyor, yarınlarda o da değişecek, bir ABD başkanı Kur'ân-ı Kerîm üzerine el koyup yemin ederek göreve başlayacak... Medeniyet duragan bir olgu değil çünkü...
Batı’da bırakın papazını, bünyesinde imamı olmayan Batı ordusu bile kalmayacak yakında. Artık «Vahşi Batı» yerine, Cem Yılmaz’ın tâbiriyle «Yahşi Batı» var karşımızda. Haliyle bu Batı’da İRTİCA namında bir abukluk da yok. Beynamazlar yüzlerini üçyüzyıldır Batı’ya dönmüşler ama hálâ karşılarında vahşi Batı var sanıyor, yükselen Yahşi Batı’yı ve çağdaş zihniyeti farkedemiyor, göremiyorlar... Yoksa bunlar İRTİCA TEHDİDİ derken aynaya mı bakıyorlar? 06/02/2010
Bu xəbər 1657 dəfə oxunub. |